Tüketimin Amacı Nedir? Lüks Mü? İhtiyaç Mı?

Ekonomideki döngünün iki temel ögesi vardır. Bunlar; “üretim” ve “tüketim”dir. Tarihsel olarak meseleye baktığımızda üretimin fazlalaşması ve çeşitlenmesiyle ihtiyaçların arzulara, arzuların lükse dönüştüğünü görürüz. Bu sürece kavramsal olarak “tüketim kültürü” diyoruz. Tam burada kendimize sormamız gereken birkaç soru var. Bunlar; “Tüketim kültürü nedir?” ve “Tüketim kültürü neyi vaat ediyor?”

Tüketim Kültürü Nedir?

Tüketim kültürü kavramı kısaca şu şekilde tanımlanabilir: “Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın yok olduğu bir kültürdür.” Günümüzde istek ve ihtiyaç o kadar iç içe geçmiş ki çoğu zaman aynı anlamı taşıyormuş gibi algılanıyor. Aslında ikisi de birbirinden çok ayrı anlamlara sahip kavramlar… Daha iyi anlaşılması açısından bu kavramlara da kısaca değinmek istiyorum. Bunu yaparken örnekler üzerinden gideceğim.

İhtiyaç: “Nesneldir ve zorunlulukla belirlenir.” Örneğin; barınma, beslenme gibi…

İstek dediğimiz kavram ise; “Özneldir ve tercihlerle ilişkilendirilir.” Örneğin; estetik açıdan güzel ve farklı olan bir kalemi ihtiyaç olmadığı halde almak gibi…

Tüketim Kültürü Neyi Vaat Ediyor?

Tüketim kültürü , aslında herkesin tüketici olması gerektiğine inanan ‘’özel’’ bir özgürlüğü  zorunlu kılan bir kültürdür. Diğer bir ifadeyle tüketim kültürü bireylere sürekli tüketim davranışı içinde olması konusunda ısrar eden zorlayıcı bir kültürdür. Tüketim kültürü; aslında hiç ihtiyacımız olmayan bir şeyi ihtiyacımız varmış gibi hissettirir. Lüksle ihtiyacı birbirine karıştırır. Lüksü, ihtiyaçmış gibi algılatır.

Buna ek olarak tüketim kültürü; bireylerin gelir seviyelerinden bağımsız şekilde tüketme arzusu içinde bulunmalarını sağlar. Bireyler bu kültürde üretici olmaktan çok tüketici olmaya zorlanmaktadır. Bunun için ihtiyaç dışı tüketim çeşitli kampanyalarla ve iletişim kanallarıyla özendirilir. Zaten tüketim söz konusu olduğunda reklamların etkisi göz ardı edilmemelidir. Hatta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki tüketim kültürü reklam sektörünü besleyen ve aynı zamanda bu sektörden beslenen tuhaf bir döngüye sahiptir.  Harkheimer ve Adorno’ya göre reklamlar, insanların daha fazla tüketmeye teşvik eden bir araç olarak görülüyor.

Sizce de öyle değil mi?

Örneğin bir markanın ürünleriyle ilgili birçok reklam görürüz. Bu da o markaya veya markanın ürettiği ürünlere karşı bizi satın almaya iter. Çünkü tüketimi teşvik eden mesajlar çok sık ve inandırıcı şekilde verilir.

Gün içerisinde binlerce reklam mesajına maruz kalıyoruz. Televizyon, gazete, radyo, dergi, internet, sosyal medya derken etrafımız reklam mesajlarıyla doluyor. Ve bu reklamlar tüketici davranışlarımızı fazlasıyla etkiliyor. İşte tüketim kültürünün istediği de budur. Kararsız kalmamız ve bir şekilde satın alma davranışı sergilememiz…

Tüketim kültürünün beslediği ve beslendiği bir diğer alan modadır. Moda sürekli yeninin satın alınmasını teşvik eder. Dolayısıyla tüketim kültürünü besler.

Gelelim bir de tüketim kültürünün mekanı olan alışveriş merkezlerine… Tüketim kültüründe alışveriş merkezleri mutluluğun ve sosyalleşmenin kaynağı olarak sunulur. Hatta alışveriş merkezinde gezmek rutin bir ritüel gibi vurgulanmakta ve algılanmaktadır. Böyle olunca da alışveriş merkezleri sosyalleşmenin aracı kullanılmakta ve insanlar vakitlerini kapalı bir binada geçirmek konusunda adeta birbirleriyle yarışmaktadırlar.

Bitirmeden evvel hatırlatmak istiyorum tüketim davranışımızın temelinde “ihtiyaç” ve “lüks” olmak üzere iki temel dürtü vardır. Bu yüzden satın alacağımız ürünlerin “lüks” mü yoksa “ihtiyaç” mı olduğuna iyi karar vermeliyiz.

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend