PR Değişiyor Farkında Mısınız?

“Yeterli olmak” hakkında ne düşünüyorsunuz?  Bunu soruyorum çünkü PR, her şeyden önce bir “yeterlilik” meselesidir. Peki PR değişiyor farkında mısınız? 

Evet, PR öncelikle bir “Yeterlilik” meselesidir. PR söz konusuysa “Haklılık” bir sonraki aşamadır. Söz konusu PR kampanyasıysa marka veya ajans/uzman olarak evvela yeterliliğinizi kanıtlamanız gerek. Daha sonra süreklilik, doğruluk, kalıcılık, benimsenme gibi ayırt edici diğer faktörler devreye girer.

PR Yeterlilik Meselesidir

Çoğu marka, başlangıçta yakaladığı ve matematiksel olarak ispatlanmış şöhret ve ilgiye aldanıp PR’ın musluğunu kapatıyor ve tam markaya alışmaya başlayan potansiyel müşterileriyle arasına yeni bir duvar örüyor. Kısacası “yeterlilik” konusunda sınıfta kalıyor. Zamanı iyi belirlenmediği müddetçe PR’ı kısıtlamak zekice bir strateji ve kâr olmaktan çıkar. Bu da markanın kazanmış olduğu kalite algısını tam tersine çevirir.

Halkla ilişkiler mesleğini sermayesi olduğu için değil de diploması sayesinde hak eden yani bu işin okulunu okumuş herkese ilk derste pazarlamanın, olmazsa olmaz “ilkeler zinciri”nden oluştuğu anlatılır. Bunlardan en meşhuru 4P olarak kavramsallaşan pazarlama karmasıdır. Bir de benim kavramsallaştırdığım 3F Fenomeni var.

Bu ilkenin odağında yalnızca PR yok, zira 3F Fenomeni bir nevi stratejik planlama modelidir. Bu yüzden bütünleşik pazarlama kapsamındaki birçok olguya 3F Fenomeni’ni uyarlamak mümkündür.

4P (Pazarlama Karması) 

PR’ı ayakta tutan 4 temel pazarlama ilkesini literatüre kazandıran duayen isim Philip Kotler, “4P”yi şu şekilde açmaktadır;

  • Ürün (Product)
  • Fiyat (Price)
  • Dağıtım (Place)
  • Tutundurma (Promotion)

Tutundurma; bu zincirin 4 temel elemanından sadece biridir. Bunu diğer 3’üne nazaran daha fazla önemsemenizi tavsiye ederim. Eminim şu an “Ürün olmadan tutundurmanın ne önemi var?” diye düşünüyorsunuzdur. Size kimya ders kitaplarından aşina olduğumuz bir espriyle karşılık vermek isterim. Cümle; “deney için gerekli fiziksel ortamın sağlandığı varsayılarak…” diye başlar. Hatırladınız mı? Ben de PR için gerekli ortamın yani ürün, fiyat, dağıtım gibi ilkelerin sağlandığını varsayarak direkt olarak “tutundurma”ya geçmek istiyorum.

Herkesleşmek markalaşmanın düşmanıdır!

Aslında “tutundurma”yı tutundurma yapan; PR uzmanının yahut ajansın, kendi pazarlama anlayışını geliştirmesidir. Bugün özellikle Türk firmalarının marka değerini arttıramama nedenlerinden biri PR / pazarlama konusunda herkesleşmeleridir. Bunun temelinde ise pazarlama / PR stratejilerinin standartların ötesine geçememesi yatar.

Bir patron veya genel müdür, gerçekleştirilecek PR kampanyası için PR yöneticisine ve PR yöneticisi de ekibine gereken inisiyatifi tanımalıdır. PR ekibinin standartların ötesinde bir tutundurma ve pazarlama stratejisi geliştirmeleri, (başarılı olsunlar veya olmasınlar) her şeyden önce şirketin, markanın, patronun ve/veya genel müdürün vizyonerliğini gösterir. Bu da marka için satın alınması güç bir değerdir.

Yerli şirketlerde hala “patron” odaklı işleyiş hâkimdir. Bu nedenle bilhassa patron vurgusu yapmak istedim. Çok büyük şirket yapılanmalarında dahi patron ani baskınlar yaparak ekibi, işleyişi denetleme gereği duyuyor. Bazen bir stajyere takılıp hem ekibi hem işleyişi tıkıyor. Bu benzeri saçmalıkları bizzat gördüm… Sahiden de geleneksel anlayışla işletilen şirketlerde patronlar ufak detaylara takılıyorlar ve asıl işlerini mesela yeni yatırımlara, pazarlara odaklanmayı ihmal ediyorlar. Sanırım bu, bizim yani Y kuşağının tam anlamıyla işleri ele almamasından kaynaklanıyor.

PR Değişiyor

Önümüzdeki 10 yıllık süreçte bu tarz geleneksel yönetimleri daha az göreceğiz. Tabi bir de “ekibine inovasyon özgürlüğü” veren, müdahale etmek yerine gidişat hakkında bilgi almayı benimsemiş, yatırıma yani geleceğe odaklanan, misyon sahibi patronlar da var. Açıkçası Türkiye’deki başarılı pazarlama ve markalaşma kampanyalarının temelinde biraz da bu yatmaktadır. Zira şu bir gerçek ki özgür çalışan, ceza kaygısı yaşamayan ve takdir edilen profesyoneller ortaya daha verimli işler çıkarmaktadırlar.

Evet, bir şirketin / markanın PR departmanındaki yahut PR ajansındaki metin yazarı, grafiker, sosyal medya yöneticisi, marka yöneticisi, içerik uzmanı vb. herkes departman yöneticisinden, patrondan veya ajans başkanından korkarak iş yapıyorsa yani standartların ötesinde düşünemiyor ve üretemiyorsa orada kısa süre sonra kriz başlar. Çünkü her dünya vatandaşı gibi PR uzmanları da özgülüğü çok sever. Diğer mesleklerden farklı olarak PR uzmanları, reklamcılar, marka danışmanları özgürlüğü sevmekle kalmayıp onu hayata tutunmak için bir vasıta olarak görürler. O nedenle mesela reklamcılar çalışırken biraz serbest olmak isterler. Kısacası bir reklamcı yeni anlayışlar, stratejiler, planlar geliştirmek için konforlu bir ofisten yahut iyi bir maaştan ziyade fikrini uygulama özgürlüğüne ihtiyaç duyar.

Trend: Dijital PR

Türkiye’de PR denilince akla belli periyotlarda bülten yazmak, bu bülteni birkaç fotoğrafla süslemek ve belli başlı mecralarda yayınlatmaya çalışmak geliyor. Ancak bunlar 2010’lu hatta 2020’li yılların stratejisi olamaz. Bu tip vasat stratejiler artık 90’larda kaldı. Orada da kalmalıdır. Çünkü PR’ın sınırları dijitalleşmeyle birlikte oldukça genişledi. O yüzden Mevlana’nın dediği gibi “şimdi yeni şeyler söylemek lazım” 

İşte bu yeni şey dijital PR oluyor…

Dijital, PR için başlı başına bir dünya oldu.  Sosyal medya, dijital için başlı başına bir dünya oldu. Facebook, Instagram, Youtube, Twitter başta olmak üzere sosyal ağların her biri sosyal medya pazarlaması dolayısıyla PR için başlı başına bir dünya oldu.

Standartların ötesi için standart yöntemleri kullanmamalıyız… 

O halde standartların ötesini hedeflemek istiyorsak standart yöntemleri kullanmamak gerekir. Standartların ötesini anlamak, kullanmak ve yaşamak PR uzmanı için bir mecburiyettir. Bu zorunluluğu sürekli tutmak adına PR uzmanı sektördeki gelişmeleri an be an takip etmelidir. Eğer şimdinin pazarlama/iletişim/reklam/satış vb. kanalı dijital pazarlama veya sosyal medyaysa bir PR uzmanı bunlara hakim olmakla mükelleftir. İlla 360 derece uygulayacak düzeyde değil elbette… Ancak PR uzmanı, dijitali 360 derece uygulayacak olan ekibi veya ajansı yönlendirecek, anlayacak ve denetleyecek düzeyde bilgili olmalıdır. Fakat Türkiye’de PR’cılar henüz bu aşamaya gelmiş değiller.

Burada bir geçmiş olsun denilecekse bu kendini geliştirmemiş olan PR’cılara, o PR’cılara iş vermek zorunda kalmış ajans başkanlarına ya da her daim bu PR’cılarla muhatap olmak zorunda kalan basın mensuplarına yahut pr değişiyor mottosuna kulak tıkayan sektör profesyonellerine değil standartların ötesine geçememiş olan PR’cıya iş vermiş olan şirketlere denilmelidir. Hatta öyle bir geçmiş olsun denilmelidir ki bu seda o yerinde sayan PR’cılarda bir farkındalık oluşturabilsin.

Farkındalık demişken; PR değişiyor farkında mısınız?

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir