Kişisel Markanızı Oluştururken Duygularınızı Yönetin

Kişisel markanızı oluştururken değerlere ve duygulara odaklanmanız ve hatta duygularınızı  yönetmeniz gerekiyor.

Yaptıklarımızı önemsiyoruz.

Yaptıklarımıza değer katıyoruz.

Bunları paylaşıyoruz, anlatıyoruz, canlı yayınlıyoruz, yazıyoruz veya video / ses kaydı çekiyoruz. Yani ürettiklerimizi herkese dağıtıyoruz.

Bazen de bilgi ve tecrübelerimizi kitap haline getiriyoruz. Bütün bunların neticesinde oluşturduklarımızın etkilerinden  ve etkileşiminden faydalanıyoruz. Tepkiler alıyoruz, beğeni topluyoruz, yorumlar ve yanıtlar geliyor. Belki bir e-posta alıyoruz. Sonuç olarak belli istatistikler elde ediyoruz.

Ürettiğimiz tüm o içeriklere ilgi duyanlarla topluluklar oluşturuyoruz. Böylece aynı değeri paylaşanlarla bir araya geliyoruz. Topluluğa katılanlar ürünlerimizi ve hizmetlerimizi deniyorlar. Bununla da kalmayıp yaşadıkları deneyimi çevrelerine anlatıyorlar. Sonuç olarak kendimizi ve kişisel marka değerimizi güçlendirmeye devam ediyoruz.

Eğer tüm bunları yapmıyorsanız kesinlikle yapmalısınız. Emin olun, faydasını göreceksiniz. Çünkü markalaşma daha doğrusu kişisel markalaşma önemli bir konu. Öte yandan kişisel marka olmak sizi diğerlerinden ayırır.

Kişisel Markanızı Oluştururken Duygularınızı Yönetin

Kişisel markanızı oluştururken değerlere ve duygulara odaklanmanız ve hatta duygularınızı yönetmeniz gerekiyor.

Bu arada eğer çok sinsi bir hareket planınız varsa bir şeyleri maniple ediyorsunuzdur. Veya çoktan etmişsinizdir. Hatta çevrenizdeki bazı arkadaşlarınızın veya paydaşlarınızın fitne çıkardığına bile şahit olmuşsunuzdur. A’yı mı seviyorsunuz B’yi mi? gibi çalışmalar ve çatışmalar yapar o arkadaşlar. Neyse…

Şimdi konumuz bu değil. Demek istediğim şu; kişisel markanızın yönettiği duyguların, gerçek ve işe yarayan etkilerini her daim göreceksiniz. Diğer bir ifadeyle kişisel markanızı yönetirken duygularınızı kontrol altında tutmayı bilmek size büyük yarar sağlayacaktır.

Negatif duygular; korku, kızgınlık, stres, düşmanlık, suçluluk gibi duyguların bile markanız için artı değer oluşturduğu bir gerçek. Tabi kontrol edilebildikleri sürece…

Mesela; bilimsel bir araştırmaya göre (kaynağını bulamadım) erkekler ofiste stresle başa çıkmak adına öfke ve etrafı dağıtma şeklinde tepki gösterirken, kadınlar, ağlayarak tepki ve duygularını gösteriyor. Tabii biz kişisel markamızı oluştururken; tepkisini ve duygularını ağlayarak gösteren, etrafa zımba fırlatan biri olmamalıyız. Ancak burada duygularımızı bastırmaktan bahsetmiyorum. Kontrol etmekten bahsediyorum. O yüzden bir önceki paragrafta kişisel markanızı yönetirken duygularınızı kontrol altında tutmayı bilmek size fayda sağlayacak ifadesini kullandım.

Duygu Tetikleyicileri

Duygu ve etki konusunu konuştuktan sonra kişisel markanın asıl odaklandığı tarafın duygu tetikleyicileri olduğunu belirtmekte fayda var. Yani kişisel markanız duygularınızı yönetecek ki insanları tetikleyebilesiniz. Diğer bir ifadeyle insanları aktif edip, size katılmalarını, başkalarından çok da farklı olmayan (belki biraz farklıdır?) ürün ve hizmetlerinize para ödemelerini, sizi davet etmelerini, sizi istemelerini sağlamalısınız.

Bunu yaparken, duyguları doğru bir şekilde kullanıp yönetirseniz ve kendinizi doğru yansıtırsanız herhangi bir krizle karşılaşmazsınız. Hem böylece topluluğunuzdaki insanları yanınızda tutmayı da başarırsınız.

Kişisel Markalaşma İçin Tavsiyeler

Kişisel markanızı oluştururken ve duygularınızı yönetirken yapmanız gerekenleri aşağıda bulabilirsiniz.

Sakinliğini Koru, Öz Kontrolünü Sağla

Ben bunu genelde kişisel sosyal medyasını yönetenlere söylüyorum. 1,5 ayda 17-24 bin arasında takipçi, sayfa beğenisi elde ettiğim bir sinema filmi sayfasında edindiğim tecrübeye göre sakinliğinizi korumanız kesinlikle şart.

Örneğin Y ve Z neslinden kullanıcılar yüzlerce kez aynı şeyi sorabilir. Şunu unutmayın, her kullanıcı farklı bir insan ve birbirleriyle aynı soruyu sormuş olsalar da kimse önceki soruları ve cevapları bilmiyor. Yani herkes size istediğini sormakta özgür.

Bu arada size hakaret de edebilirler. Yani sinirleriniz bozulabilir. Eğer bunları kafanıza takarsanız hasta bile olabilirsiniz. O yüzden size tavsiyem bu tepkileri kişisel algılamayın.

İnsanlar bazen interneti içlerini dökmek için kullanabiliyorlar. Kişisel markanız açısından düşündüğümüzde de; evet size hakaret edecekler, size iftira atacaklar, sinirlerinizi bozacak paylaşımlar yapacaklar ve belki de söylediklerinizle/yaptıklarınızla/yazdıklarınızla dalga geçecekler. Bununla da yetinmeyip insanları motive etmek için yaptıklarınızı yalanlayacaklar.

Bazen karşınıza troller de çıkacaktır. Hatta bu trol yakınınızdaki bir arkadaşınız bile olabilir. Tüm bunların düşüncesi bile sinirlerinizi bozuyor öyle değil mi? Sakin olmalısınız! Aslında bu durumları anlayışla, sakinlikle karşılarsanız, avantajınıza kullanıp, kendinizi güçlendirebilirsiniz.

5 Dakika Ara Verin

5’ten fazla da olabilir ama bu konuda bir standardınız olsun. Neden? Buna yanıt vermek için sosyal medya olgusunu kullanacağım.

Sosyal medya yönetimi yaparken karşınıza bir önceki başlıkta söylediğim gibi türlü türlü tuhaflıklar çıkabilir. Bunlar siz bir etkinlikte konuşma yaparken de olabilir. Yani illa dijitalde olacak diye bir şey yok. Böyle bir durumla karşılaştığınızda iletişiminizi daha sağlıklı sürdürebilmek için insanlardan izin isteyin.

Ben bunun için 15-20 dakika harcıyorum. Bazen telefonu kapattığım da oluyor. Sonra tekrar konuşalım diyorum. Düzgün bir ifade ve bildiri her zaman işe yarar. Facebook Messenger’da uzakta butonu var mesela. İnternetten komple uzaklaştığınızda devreye girip insanlara otomatik olarak haber veriyor. Sayfanızın bilgiler kısmında çalışma saatlerini de yazabilirsiniz. Sigara içmeyen birisi olarak sigara molasına da çıkabilirsiniz. (İçmenizi önermem) 🙂

Karşı taraf böyle bir durumda saçmalamayı kesecektir. Çünkü beklemek ve araya belli bir zamanın girmesi bir önceki zamanda yaşananları veya duyguları soğutacaktır. Ve o aradan sonra insanların çoğu o ilk tepkisinden vazgeçer.

Olumsuz Zihin Blokları İçin Egzersiz Yapın

İnsanlar sizden olumlu bir şekilde bahsederler ve ardından “ama”, derler. Ama’dan önceki her şeyi unutursunuz. Zihniniz bloklanmış gibi olur. Bu olumsuzluk taşları için önceden egzersiz yapmanız, o anı yaşadığınızda itibarınızı zedeleyecek bir hareket yapmanızı önleyecektir.

Örneğin bir ofis çalışanıysanız bu egzersizler ofiste delirmenizi önler. Yani egzersiz şart. Bunu, tasavvufta kendisini bir insanın alçaltması gibi düşünün. En kötü şeylere zaten maruz kalıp artık benliğinden sıyrılınca, ne yaşarsa yaşasın şaşırmaz ya insan. Varlığını sakin bir şekilde sürdürmeye devam eder. Bu da öyle bir şey. 🙂

Hemen Savunmaya Geçmeyin

Savunmaya geçiyorsanız ortada bir sorun var demektir. Kendinize güvenmiyorsunuz ya da aşırı güveniyor olabilirsiniz. Başkalarının anlayış ve zekasında sorun olduğunu da düşünüyor olabilirsiniz. Hepsi birer olumsuzluk öyle değil mi?

Karşınızdaki de böyle düşünecektir. Ben kendi yaptığım işleri açıklarken de bu duruma düştüğümü tahmin ediyorum.

O yüzden fazla açıklama yapmayın. Meseleyi genel hatlarıyla ifade edip açıklamayı olabildiğince kısa tutun. Başarınızla ilgili veya yaptıklarınızla ilgili konuşurken savunmaya geçtiğinizde insanlar bir sorun olduğunu sezecek. Böyle olunca da duyguları yönetememiş olacaksınız. Buna dikkat etmezseniz ürünleriniz, hizmetlerinizin satışları/talebi ve itibarınız zayıflayabilir. Dikkat etmenizde yarar var.

Hepimizin yanlış yaptığı zamanlar ve işler olmuştur. Bundan sonra da olacaktır. Ancak stresinizi daha doğrusu duygularınızı yönetmeyi becerirseniz bu durum hem kişisel markanızı ve işletmenizi yükseltecek hem de yanlışlarınızı azaltacaktır.


💡 İlham Veren 5 Satış Profesyoneli

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir