Marka Olmak Ya Da Madara Olmak

Marka olmak zordur, ya emek ister ya strateji ister ya yatırım ister ya da bunların hepsini. Hatta sadece bunlar da yetmez işinin ehli kişilerle planlı programlı hareket etmeyi gerektirir. Kısacası bir süreç işidir markalaşmak.

Hangi marka olursa olsun, marka olmak için çok uzun sınavlar verir. Bunun akabinde kabul görür, benimsenir ve tüketiciyle arasında bir bağ oluşturur. Bu bağ nedir? derseniz kimi zaman güven, kimi zaman sempati bazen de tamamen duygusal yani maddiyat odaklı olabilir.

Örneğin Volvo markası aklıma geldiğinde zihnimde güven kavramı çağrışıyor. Mesela ilk faaliyete başladığında çevremizdeki birçok insana bayağı gelse de BİM marketleri günümüzün boğucu ekonomik şartlarında bütçe dostudur ve hedef kitlesiyle çoktan bir bağ kurmuştur.

Gerçekçi olmak iyidir.

Eğer bir marka konumlandığı yerin hakkını veriyorsa, tüketicinin beklentilerini karşılıyor ise bence tamamdır. Hatırlar mısınız “on yüz milyon baloncuk yuttum” diyen küçük kızın oynadığı bir Fruko reklamı vardı. Bu reklam içimizi 90’larda serinlettiyse, markaya sempati duymuşsak, bunun üzerine söylenecek bir söz var mıdır? Ya da kâğıt mendile hala Selpak diyorsak, gösteren ve gösterilen ilişkisini bir marka kendi lehine çevirebildiyse; sizce de beklentilerin ötesine geçmemiş midir?

Marka Olmak Ya da?

Gün değişir, devran döner, trendler değişir ve süreçler de değişir. Aslında bahsettiğim gibi markalaşmak uzun soluklu bir yolculuktur. Öyle olması gerekir. Ancak ve ancak güncele ayak uyduranın ayakta kaldığı bir maceradır bu… Nice markalar biliriz bugün esamesi okunmaz.

Bir de marka olmaya çalışırken madara olanlar var ki, esas bu yazıyı yazarken onlardan ilham aldım diyebilirim. Şirket yola çıkıyor, para pul, imkân her şey var. Ama bir strateji ve vizyon olmayınca, olaya kurumsal değil de anlık küçük hesaplarla bakınca o işletme “Marka” değil “Madara” olunuyor.

Bunun da çok örnekleri var. Hepsi de pazarlama dünyasının tozlu rafları arasında yerini almış şimdiden…

Marka Neden Madara Olur?

Sosyetik davete giden rüküş ama güzel kadın gibidir bir markanın madara olması… Stratejiyi hedef kitle beklentilerine göre kurmaz ve çakılır. Diğer türlüsü New York’ta Madison Avenue’da çok pahalı bir restoranda gelen hesap karşısında paranızın çıkışmaması da bir markanın hesapsız, plansız kararları sonucu madara olmasından farksızdır.

Nokia örneği buraya tam oturuyor. Değişme ayak uydurmayan, direnen ve ben oldum diyen bu marka şimdi o eski güzel günleri çok arıyor olsa gerek…

Zamanında iyiydin ama bunu koruyamadın, dolayısıyla gümledin demek geliyor içimden… Marka olmak insanlar için de tıpkı işletmelerde olduğu gibi benzer sorumluluklarla mümkündür. Kişilerin hayatı boyunca ya da kariyeri süresince doğru şeyler yapıp, çevresindekileri doğru yönlendirip, insanların kafasında olumlu ve sürekli bir algı oluşturması onları marka yapar. Kısacası marka olma süreci, sizinle beraber devam eden bir süreçtir. Adamsendecilik ile geçiştirilecek ya da nasılsa çok para döktüm bu iş olur denilecek bir durum değildir. Dolayısıyla buna önem veren geçmişten gelen imajı koruyanlar, marka olur. Her sektörden markalaşmış isimler çıkmıştır. Bundan sonra da çıkacaktır.

Mesela; Hülya Avşar marka mıdır? Acun Ilıcalı son yıllarda nasıl hızla markalaşmıştır? Şimdi bu soruların cevaplarını sizlere bırakıyorum…

Son Söz Niyetine…

Günümüzde bu bahsettiğim hassasiyetlerin azaldığı bir ortamda yaşıyoruz gibime geliyor. Bazı patronlar, hani parayı bir şekilde vurmuş, ticareti, işi çevirebilen, para nasıl kazanılır vizyonu hepimizden yüksek, ama katma değer yaratan bir marka nasıl inşa edilir ufkundan çoğu zaman uzak olan kesim, madara ya da makara kavramlarını çoğu zaman rafa kaldırmış ve sadece yapılan bir yatırımın kısa vadeli getirisine odaklanıyor.

Hal böyle olunca bu tarz firmaların çoğaldığı iş dünyamızda pazarlama, iletişim profesyonelleri illa her yaptıkları işte bir maddi getiri hesabı yapmak zorunda kalıyorlar. Halbuki yapılan birçok çalışmanın ileriye yönelik daha büyük getirileri olacağı, çalıştıkları marka ve kurumu gelecek vizyonunda yukarı çekeceği gerçeğinden uzaklaşıyorlar. Sonra da bakmışsınız patron markayı satmış, alacağını almış, kazancını toplamış gitmiş. Bunun sonucunda da geride markalaşamadan madara olmuş bir yapı kalıyor.


Branding Türkiye Telegram Kanalı’na katılarak topluluğun bir parçası olun

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir