Kurumsal Sosyal Sorumlulukta Yeni Trend: Yeşil Pelerin

Kurumsal Sosyal Sorumluluk, 2000’li yıllarda kavramsal, 2010’lu yıllarda anlamsal, 2020 ve sonrası içinse aksiyonel bir olgu olarak karışımıza çıktı. Ancak bazı markalar kurumsal sosyal sorumluluğu, sektörel deyimle, “bi’tık” öteye taşıyarak farklı bir boyut kazandırma derdinde. Bunu ise ne yazık ki henz kavramsal bir boyuta oturtamadılar. Bunun için yapılan aksiyon genelde hedefine ulaşmıyor. İşte kurumsal sosyal sorumlulukta yeni trend olarak tanımladığım ve “yeşil pelerin” şeklinde ifade edip kavramsallaştırdığım bu süreç tam da markaların aradığı cinsten bir olgu oldu. Peki nedir bu “yeşil pelerin” meselesi? Bir marka ne yaparsa “yeşil pelerinli marka” olarak anılır?

Sürdürülebilirlik” gibi çok genel geçer ve yüzeyselleşen kavramlar yerine daha sembolik ve trend olarak algılanabilecek kavramsallaştırmaların devrindeyiz. Bu niyetle de “Yeşil Pelerin” olgusunu ortaya attım. Farkındalık odaklı bir kampanya niyetiyle ortaya attığımız bu kavramı birazdan detaylandıracağım fakat öncelikle belirtmek isterim ki bu kavramsallaştırma ile aslında bir trendi de başlatmış olduk.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Kurumsal hayırseverlik, kurumsal bağışlar, kurumların toplumsal etkinlikleri, toplumsal ilişkileri, toplumsal iletişimi, toplumsal gelişim, yerel-küresel kurumsal kimlik uygulamaları ve kurumların toplumsal düzeyde pazarlanması gibi konular da dahil olmak üzere toplumsal iyiliğe yönelik olarak adlandırılan birçok mesele, kurumsal sosyal sorumluluk çerçevesinde ele alınabilir.

Kısacası kurumsal sosyal sorumluluk aslında “kurumsallaşma” ve/veya “markalaşma” odağında kadim bir olgudur. Fakat bir taraftan da halen daha “trend” konumundadır. Çünkü tıpkı bir salgında “toplumsal bağışıklık” olmadan hastalığı yenmek mümkün olmadığı gibi bir kavramın trend olmaktan çıkması için de kurumsal manada bir “toplumsal bağışıklık” gereklidir. Yani Türkiye’de henüz firmalar kurumsal sosyal sorumluluğu, kurumsal yükümlülük bağlamında görmüyor. Olsa da olur olmasa da olur şeklinde bir anlayış ortadayken bir kavram doyum noktasına ulaşamaz. İşte bu yüzden kavramı halen trend kabilinde görmek gerekir.

Kurumsal Sosyal Sorumlulukta Yeni Trend

2019’un sonlarında Çin’in Wuhan bölgesinde başlayan ve kısa sürede tüm dünyaya yayılarak pandemi halini alan yeni tip Koronavirüs (COVID-19) salgınının ilk aylarında markalar ciddi bir şekilde afalladı. Gerek KOBİ’ler gerek girişimciler gerekse KOBİ üstü firmalar kara kara ne yapacaklarını düşünmeye başladılar.

O süreçte, dijital markalaşma odağında danışmanlık ve hizmet verdiğim birçok marka bu süreçte ne yapması gerektiğini sorgularken akla ilk gelen “daha fazla reklam yapalım”dı. Lakin ben meseleye farklı bir pencereden bakmayı tercih ettim ve daha fazla reklam yapmak ya da ekstra bir pazarlama gayretinde bulunmak yerine sosyal sorumluluğu kurumsallaştırmak ve arttırmak stratejisini öne sürdüm. Ancak bunu bir kavramsallaştırmaya ihtiyaç duymadan daha doğrusu var olan akademik literatürü özgünleştirip kurumsal yapılara uygulayarak gerçekleştirdik.

Bu defa ise yöntemsel olmasa da söylemsel manada bir değişikliğe gittik ve “yeşil pelerin” olgusunu öne sürdük.

Yeşil Pelerin Nedir?

Türkiye 28 Temmuz 2021 tarihinden beri birkaç gündür tarihinde belki de ilk defa inanılmaz bir yangın felaketiyle karşı karşıya kaldı. İlk olarak 28 Temmuz tarihinde Antalya’nın Manavgat ilçesinde başlayan orman yangını kısa sürede farklı ilçelere doğru yayılarak büyüdü. Akabinde ise Adana, Antalya, Muğla, Mersin, İzmir ve Osmaniye başta olmak üzere 28 – 31 Temmuz tarihleri arasında 26 ilde toplamda 98 yangın çıktı.

Tüm bunlar toplumsal bir infiale neden oldu. Diğer bir ifadeyle 83 milyon olarak duygusal manada derin bir sarsıntı yaşadık. 7’den 70’e herkes yangınların söndürülmesi için katkı sağlarken bir yandan da yangın bölgelerinin yaralarının sarılmasın için herkes bir şeyler yapmaya çalıştı. Bu noktada markalar da kurumsal sosyal sorumluluk odağında sürece dahil oldu.

Gerek belediyeler, gerek dernek ve vakıflar, gerek sanatçılar, gerek spor kulüpleri ve gerekse spor ve iş dünyasından isimler sürece dahil olurken bunu bir “kampanya” haline getirmek için “yeşil pelerin” ifadesini öne sürdük.

Özetlemek gerekirse; yangından etkilenen ve ağır zarar gören bölgelerin yeniden ağaçlandırılması için gerekli maddi (fidan, ağaçlandırma vs.) desteği sağlayan her kurumsal yahut kamusal işletmeyi “yeşil pelerinli” olarak sıfatlandırıp sürece daha fazla kurumsal ve kamusal işletmeyi dahil etmeyi amaçladık.

Yeşil Pelerinli Marka Olmak İçin Gerekenler

Yeşil Pelerinli Marka unvanını elde etmek için TEMA Vakfı’nın Yeniden Yeşerteceğiz Tarım Ve Orman Bakanlığı’nın Geleceğe Nefes ya da Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’ye Nefes Ol kampanyalarına kurumsal düzeyde minimum 10 fidan bağışlamanız gerekmektedir.

Peki sonra?

Bağış sonrası markanızı, kurumunuzu “Yeşil Pelerinli Markalar Listesi”ne ekleyeceğiz.


Yeşil Pelerinli Markalar Listesi

Fidan bağışı yaptıktan sonra #YeşilPelerin etiketini kullanarak fidan bağışlarınızı kurumsal sosyal medya hesabınızda (Twitter veya Instagram) paylaşıp bizimle iletişime (iletisim@brandingturkiye.com) geçmeniz gerekmektedir. Lütfen mail gönderirken konu kısmına “Yeşil Pelerin” diye belirtin. İşte bu kadar!

Tüm bunlardan sonra işletmenizi, kurumunuzu “Yeşil Pelerinli Markalar” listesine  ekleyeceğiz. İlgili habere ulaşmak için Branding Türkiye‘de veya Google‘da Yeşil Pelerinli Markalar Listesi araması yapmanız yeterli.

Hadi o halde, yeşil pelerini olmayan marka kalmasın!

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir