Yayınevlerine Dijital Pazarlama Tavsiyeleri

Sanırım sene 2010’du. Bir şirkette yarı staj diyebileceğim şekilde editör olarak çalışmaya başladım. Bu şirkete bağlı yayınevleri, dergi ve ajanslar bulunuyordu. Ben bu gruba ait markaların sosyal medya yönetimini de üstlenmiştim. Yani dergide yayın danışmanı, yayınevinde editör, şirket genelinde ise sosyal medya danışmanıydım. Tıpkı diğer orta ölçekli işletmeler gibi şirket sayfalarımızı salt satış aracı olarak görüyorduk. Kullanıcılara (user), müşteri gözüyle bakıyorduk ve onları memnun etmek için “fiyat” faktörünü kullanıyorduk.

Bunun dışında satın alma gücü olan potansiyel kitleyi şirket sayfasına çekmek için sıradan yöntemler tercih ediyorduk Yarışma düzenlemek, çekiliş yapmak, hediye kitap vermek gibi… Tüm bunların tek bir açıklaması var; o yıllarda profesyonel anlamda dijital stratejiler üretmek yerine takipçi arttırmaya odaklanmıştık. Zira en büyük derdimiz “takipçi” zannediyorduk bugün şöyle bir geçmişe dönüp baktığımda görüyorum ki aslında en büyük dert “farkındalık” imiş.

Şimdi 2018 yılındayız.

Dijital trendler yıldan yıla değil aydan aya hatta kimi zaman haftalık olarak değişiklik gösteriyor. Gün geçmiyor ki global düzeyde yeni bir internet girişimi karşımıza çıkmasın.

Facebook zaten aldı başını gidiyor. Facebook’un öncü kuvvet olarak en önde yer aldığı bu trenin arkasında Twitter, Instagram, Snapchat, Pinterest, Google Plus, Medium, Periscope, Whatsapp, Tumblr ve Linkedin gibi sosyal mecralar var.

Bitti mi?

Tabii ki hayır… 100’lerce hatta binlerce sosyal ağ saymak mümkündür. Yani listeyi uzatabiliriz.

Bitecek mi? Dalga mı geçiyorsunuz? Belki şu an siz bu yazıyı okurken yeni bir sosyal ağ hayatımıza girmek üzeredir.

Kurumsal olarak markaya uygun hemen her mecrada bir şekilde yer almanız gerektiğini düşünürsek, her bir sosyal ağ için ayrı bir dijital strateji belirlemeniz gerektiği gerçeğini göz ardı edemeyiz.

Sosyal medyada üretilen içerik saniyeler sonra tüketilebiliyor. Ancak siz doğru yerde doğru zamanda olmazsanız üretimin tüketime eşit olduğu bu verimli dünyanın nimetlerinden mahrum kalırsınız.

Bugün modern insanın en az bir sosyal ağı kullandığı düşünülürse ve her birinin de ortalama 100 bağlantısı (connect) olduğu varsayılırsa istatistiksel olarak muazzam bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görürüz.

Herkesin ekmek yediği bu sanal pazarda, yayınevleri nasıl varlık gösteriyor diye merak ettim ve biraz araştırma yaptım. Piyasada en çok okunan kitapların yayıncısı olan markalar sosyal medyanın da en çok takip edilenleri arasında.

Kimisi Facebook applicationları ile hediye kitap dağıtma olayını havalı bir hale getirmiş ve olayı ilkellikten kurtarmış. Yani profesyonel ve sistematik bir biçimde bu işi hallediyor… Kimisi uzun yıllar piyasada olmanın vermiş olduğu ağır kurumsallığı hiç gereği yokken sosyal medyada da muhafaza etmeye çalışıyor. Kimisi reel hayatta dolandırdığı yazarların sesini dijital ortamlarda kesmek üzere saldırgan bir sosyal medya yönetimi uyguluyor. Ama hepsi, tüm yayıncılar bir şekilde sosyal medyanın seline kapılmış durumda.

Bazı büyük yayınevleri sosyal medya yönetimini şirket bünyesinde gerçekleştiriyor. Dijital ajanslarla koordineli çalışan yayıncıların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Son olarak özellikle son bir buçuk yılda dikkatimi çeken bir şey var. Facebook ve Twitter’da ulaştığı takipçi sayısının aksine sıfıra yakın etkileşimle sosyal medya ve topluluk yönetimi konusunda sınıfta kalan bazı yayınevleri, Instagram’da yaptıkları atılımla adeta sınıf atladı diyebilirim.

Instagram, butik iş yapan moda evleri ve alternatif tatlar üreten bireysel girişimcilerin ek gelir elde etmek için kullandığı lakin zamanla ana gelir kaynağına dönüşen bir mecra halini aldı. En son Instagram’ın e-ticareti canlandıracak bir takım güncellemeleri oldu. Fakat burada benim aktarmak istediğim şu: Instagram satıcıları arasına yayınevleri de girdi…

Butik yayınevi tabiri ne kadar doğru olur bilmem ama Instagram gücü sayesinde ilk kitapların birinci baskısını rahatlıkla satıp, eriten küçük ve orta ölçekli yayıncıların olduğunu biliyorum.

Burada magazin muhabirliği yapacak değilim, o nedenle dikkat ettiyseniz hiçbir şekilde yayınevi adı vermedim. Sektörün içinden biri olarak, taraflı konuşmak diğerlerine haksızlık olur. En azından şimdilik isim vermeden değerlendirme yapacağım…

Bu yazıyı okur okumaz telefonunuzdan Facebook, Twitter ve Instagram’ı açıp yayınevlerini search edin Yukarıda okuduğunuz satırların sağlamasını yapmış olursunuz.

Yayınevlerine Tavsiye-1: Google Plus ve Pinterest’i aktif olarak kullanın.

Yayınevlerine Tavsiye-2: Sosyal medyayı profesyonellerin eline bırakın. Editörünüz bu işi yapmasın. Bir ajansla stratejik partner olmaya özen gösterin.

Yayınevlerine Tavsiye-3: Her takipçisi çok olan bookstagram değildir. Biraz ince eleyip sık dokuyun.

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir