Takipçi Satın Almak Kurumsal Varoşluk Mu Yoksa Bir Mecburiyet Mi?

Akıllı telefonlarla birlikte “mobil uygulama” kavramıyla tanıştık. Bununla birlikte Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda uygulama (application) geliştiricilerin milyon dolarlar kazandığını çok duyduk. Pratik olmaları, günlük hayatı kolaylaştırmaları ve eğlenceli tarafları nedeniyle mobil uygulamalara olan ilgi her geçen gün arttı. Hem mobil uygulama yazılımı yapan kişi ve ajanslar hem de kullanıcılar (tüketici) açısından, çift taraflı bir memnuniyet söz konusu diyebiliriz.

Bu makalede ise daha çok işin Twitter, Instagram, Facebook gibi sosyal ağları boyutunu irdeleyeceğiz. Daha doğrusu sosyal ağlarda takipçi ve etkileşim arttırmak için hazırlanan uygulamalara değineceğiz. Fakat o konuya girmeden evvel hatırlatmak istediğim bir konu var. Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte eskiden ulaşılmaz zannedilen şarkıcı, oyuncu, yazar, ressam, siyasetçi, sporcu, spiker, iş adamı, şirket / marka artık bir tık ötemizde. Onlara ulaşmak hatta onları eleştirmek, yerden yere vurmak ve söylediklerimizin o kişi ve kurumlar tarafından görülmesini sağlamak mümkün hale geldi. Bu da beraberinde yeni meslek kollarının (dijital algı yönetimi, online itibar yönetimi gibi) doğmasını sağladı. Özellikle takipçi sayısı yüz binleri bulan fenomen diye tabir ettiğimiz sanal kanaat önderleri, istedikleri anda bir sanatçıyı, siyasetçiyi, yazarı veya bir markayı çok zor duruma sokabilmektedir. Öte yandan fenomenlerin, çok güç durumdaki bir markayı veya kişiyi ipten kurtarma yönü de vardır.

Günümüzde toplumsal ayaklanmalar ve kara propaganda aracı olarak da kullanılan sosyal medyada fenomen olmak yani yüz binlerce takipçiye sahip olup kitlelere yön verebilmek artık eskisi kadar zor değil.

Facebook ve Twitter başta olmak üzere Pinterest, Instagram, Youtube, Tumblr ve hatta Linkedin gibi ağlarda takipçilerinizi uygulama / yazılım vasıtasıyla rahatlıkla arttırabiliyorsunuz.

Sosyal ağların gelişmesi ve geniş üye potansiyeline ulaşması uygulama geliştiricilere açık kaynak bırakmasıyla mümkündür. Eğer Twitter buna izin vermeseydi bugün herhangi bir forum sitesinden farksızdı. Facebook ise yine aynı şekilde eğer uygulama geliştiricilere bir pazar açmasaydı, yani site altyapısını buna göre oluşturup geliştirmeseydi, şu an 2 milyar kullanıcısı olan Facebook’un herhangi bir sohbet sitesinden farkı olmayacaktı.

Takipçi satın alma işlemleri ve etkileşim (yorum, rt, like, fav, izlenme, görüntülenme vs.) çalışmaları en çok ve en çabuk Twitter’da gerçekleşiyor. Takipçi arttırma olayında Facebook ikinci sırada geliyor. Daha doğrusu Aralık 2014’e kadar Facebook’ta takipçi ve etkileşim çok hızlı ve sorunsuz gerçekleştiriliyordu. Lakin o tarihte gelen bir api güncellemesi ve bot hesap temizliği takipçi uygulamalarını zora soktu. Fakat işlemler 3 – 5 ay sonra yine başladı. Ancak eski performans yoktu. Şimdi de durum aynı. Ne çok iyi ne de çok kötü…

Son yıllarda Instagram ve Twitter etkileşim ve takipçi talebinde popülarite ve tercih edilme oranı açısından kafa kafaya gidiyor diyebilirim. Facebook, Twitter ve Instagram başta olmak üzere sosyal ağlarda yazılım aracılığıyla sağlanan takipçilerin dört temel özelliği var.

Bunları şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Gerçek yabancı takipçi
  • Bot yabancı takipçi
  • Bot Türk takipçi
  • Gerçek Türk takipçi

Reklam ajansları bunca yıldır outdoor ve web reklamlarında yaşamadığı kadar problemi, kişi veya markanın sosyal medya yönetimini üstlendiğinde yaşadı desem yalan olmaz. Zira sosyal medya her an büyüyen ve enerjisi hiç eksilmeyen bir mecra. Bu hareketli mecrada pasif kalmak sanatçıları ve markaları sıkıntıya sokuyor. Fakat unuttuğumuz bir şey var; sosyal medyada kimse kimsenin paralı çalışanı değil…

İyi bir yazar olabilirsiniz, ülke ekonomisine büyük katkısı olan tanınmış bir iş adamı olabilirsiniz, yüz yıllık bir marka olabilirsiniz, güzel bir manken, repertuarı geniş bir solist, Oscar almış bir oyuncu hatta mecliste toplumun büyük çoğunluğunu temsil eden bir partinin vekili dahi olabilirsiniz ama kimse sizi Twitter’da, Facebook’ta, Instagram’da vs. takip etmeye mecbur değil.

Ürününüze bağımlı, sizi lovemark seviyesine taşımış, şirketinize her yıl milyonlarca dolar kazandıran, her albümünüzü alan, hiçbir konserinizi kaçırmayan hatta sizi ülkedeki problemleri çözecek yegâne bir süper kurtarıcı olarak gören toplum, konu sosyal medyaya gelince aynı sadakati gösteremiyor. Mesela kitapları milyonlarca satan yazarların Twitter ya da Instagram hesaplarında 5 – 10 bin takipçi olabiliyor. Çünkü sosyal medya çok hareketli ve saniyede milyonlarca içeriğin üretildiği bir mecradır. Dolayısıyla buradaki akışı takip etmek oldukça zor olmaktadır. Eğer her içeriğin az ya da çok, bir şekilde etkileşim almasını istiyorsanız ya influencerlarla çalışmak, ya sponsorlu reklam yapmak ya da etkileşim uygulamaları kullanmak zorundasınız.

Klipleri Türkiye’nin en önemli ve popüler müzik kanalında dönen ancak sosyal medyada tutunamayan birçok sanatçıya sosyal medya stratejisi hazırladım.

Biz kreatif içerikler hazırlayıp, fenomenlerle işbirliği yapıp, sponsorlu reklamlar vasıtasıyla belli bir kitleye ulaşırken, öte yandan karşımızda takipçi, RT (Retweet), FAV (Favori), Like ya da izlenme satın alarak ilerleyişini buna göre oluşturan ve bunu çok ucuza mal eden rakipler vardı.

Durum böyle olunca insanların aklına “etkileşim uygulamalarını biz de kullansak ayıp olur mu?” şeklinde bir düşünce oluşuyor.

Hemen ardından insanlarda ya da markalarda şöyle bir fikir meydana geliyor: “sanatım / markam takip edilmeyecek, etkileşim almayacak kadar kalitesiz mi? Neden sponsorlu reklam vermek zorundayım ya da etkileşim uygulamaları kullanmaya mecburum?” Evet bu şekilde dertlenenler ve hatta bunu kompleks haline dönüştürenler gerçekten var.

Sanatçılar, sporcular, iş adamları ve siyasetçiler yani şahıslar dahi sosyal medyada takipçi problemi yaşıyorken marka, siyasi parti, dernek veya bir ürünün yani cansız olarak niteleyebileceğimiz varlıkların takip edilmesinin hiçbir açıklaması ve anlamı yok.

En azından sosyal medya kullanıcıları böyle düşünüyor. Diğer taraftan gazete, dergi gibi “üreten” sayfaların takip edilmesi “haber alma”, “bilgi edinme” veya “öğrenme” içgüdüsü nedeniyle olağan karşılanmaktadır.

İşte burada kilit bir nokta var ve markalar bunu kaçırıyor. Kullanıcılar sosyal medyayı “haber alma”, “bilgi edinme” veya “öğrenme” amacıyla kullanıyor.

Eğlence de temelde bir bilgi alma ya da öğrenmedir. Dolayısıyla markaların etkileşim uygulaması kullanarak kendini kandırmaktansa kreatif içerik üretip sabırlı olması bana daha mantıklı geliyor.

Son birkaç senedir geliştirilen PR stratejilerinden biri de markanın tüketiciyle tıpkı bir insan gibi iletişim kurmasına yöneliktir. Bu strateji markaların sosyal medyadaki etkileşimini bir nebze olsun arttırdı. Fakat yine de birçok marka, başlarda takipçi satın almak zorunda kalıyor. Ya da böyle hissediyor.

İlerleyen süreçte çeşitli “tutundurma” stratejileri geliştirilerek takipçi kitlesi bir şekilde arttırılıyor. Ancak kişiler ve markalar başlarda takipçi / etkileşim uygulamalarından satın alma işlemi gerçekleştiriyorlar. Diğer bir ifadeyle bunu mecburiyet görüyorlar.

Bana göre bir içerik etkileşim almayacaksa daha doğrusu içeriğin ulaşacağı bir kitle yoksa o içeriğin oluşturulmasının ya da paylaşılmasının hiçbir anlamı yok. O yüzden fenomenlerle stratejik iş birlikleri gerçekleştirilip içeriklerin düzenli olarak RT – Like alması sağlanmalıdır.

Bu arada takipçi uygulamaları güvenli mi diye merak ediliyor. Normal şartlarda evet hiçbir problem yok gibi gözüküyor. Çünkü takipçi yüklemek için veya etkileşim satın almak için birilerine şifrenizi vermeniz gerekmiyor. Yazılıma kullanıcı adınızın veya içeriğin ID numarasının girilmesi yeterli oluyor.

Lakin bunun bir de dijital itibar yönü var. Satın aldığınız takipçilerin zamanla ya da aniden azalması hiç iyi bir izlenim bırakmaz. Bir de yazılımın güncellemeye takılması ve bot temizliğine uğraması nedeniyle birkaç ay çalışmadığı durumlar olabiliyor.

Sürekli yazılımlar aracılığıyla etkileşim alırsanız, yazılımın bozuk olduğu o birkaç aylık süreçte hiç paylaşım yapamazsınız çünkü bir süre önce yüzlerce like alırken yazılım olmadan bu oran sıfıra düşecek bu da itibarınızı zedeleyecek. Bazı sanatçılar bu sorun nedeniyle bize gelip, yazılımların bozulduğunu ve etkileşim alamayacağı için paylaşım yapamadığını söylemişti. Telaşlı bir şekilde ne yapacaklarını sormuşlardı. Onlara hemen bir sponsorlu reklam ve influencer çalışması kurgulamıştık.

Markaların Dikkatine!

PR ajansları bu hizmetleri dışarıdan satın alıp müşterisini kandırabilmektedir. Sosyal medya konusunda paylaşım yapmak ve paylaşılanı like etmek dışında bilgisi olmayan firma sahipleri veya sanatçılar / yazarlar / siyasetçiler vs. bir anda artan takipçileri görünce ajansın büyük bir iş başardığını zannediyor. Ajanslar bozuntuya vermeyip müşterilerine; “büyük bütçeler harcayıp takipçilerinizi bir haftada on binlerce kişi arttırdık” yalanını söyleyebilmektedir.

Bunu ölçmenin çeşitli yöntemleri var. Örneğin her mecra kullanıcılara istatistikleri veriyor. Bu analizleri çok yönlü ve iyi okumak / yorumlamak gerekiyor. Ayrıca görüntülenme / etkileşim ile satış orantısı iyi yorumlanır ve takip edilirse zaten gerçekler ortaya çıkar.

Türkiye’nin önemli bir holdingine bağlı perakende markalarından birinin başına gelen ilginç bir olayı aktararak bu konuyu tamamlamak istiyorum. Markanın talebi üzerine gerçekleştirdiğimiz toplantılarda markanın takipçi ve etkileşim bakımından sorunsuz bir dijital yönetim gerçekleştirdiğini hatta bu nedenle birçok ödül aldığını öğrendik. Kendileri de söylediler. Hatta aylık 1 milyona yakın etkileşim aldıklarını fakat bunun hiç satışa dönmediğini görmüşler. Sonra çalıştıkları ajansın tüm bu etkileşimi yazılım aracılığıyla sağladığını öğrenmişler. İpler orada kopmuş.

Bazen bir şeyi sıfırdan yapmak onu tamir etmekten daha kolaydır. Sosyal medya pazarlamasında da bu olgu geçerlidir. Marka değerini, algıyı, etkileşimi, kitleyi sıfırdan oluşturmak, var olan sorunu toparlamaktan daha kolay olabilmektedir.

O yüzden aman dikkat!

Sosyal medya güzel vakit geçirmek ve insanlara bir şeyler pazarlamak (buna kendimiz de dâhiliz) için kullandığımız sanal bir oyun alanı. Burada sabırlı olan ve kurallara uyanlar kazanıyor.

Günübirlik stratejiler yerine uzun vadeli planlar yapmaya özen gösterin. Marka yönetmek, sosyal medya pazarlaması yapmak, kitle yönetmek, içerik pazarlaması gerçekleştirmek sabır ister. Kuralları vardır. Ve bunların hepsi bir stratejiye bağlı olmayı gerektirir.

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend