“Öz Hakiki” Marka Yöneticiler!

Hiç karşılaştınız mı gerçek bir marka yönetici ile? Daha güzeli, hiç birlikte çalıştınız mı? Cevabınız “evet” ise şanslısınız ve az sonra okuyacaklarınız onların “marka” olmayı ve öyle kalmayı nasıl başardıklarına ışık tutacak. “Hayır” ise, bu yöneticileri nasıl ayırt edersiniz, hatta onlardan biri olma yolunda neler yapabilirsiniz, bir fikriniz olacak.

Pahalı takımlar, tayyörler, gıcır gıcır ayakkabılar, stilettolar, çok tarz bir saç tıraşı, özenle boyanmış saçlar, koridor boyunca iz bırakan parfüm ya da losyon kokusu “değil” elbette bahsettiğimiz… Yine de bunu yazmadan geçemedim, çünkü sadece bu şekilde marka olmaya çalışan, altını doldurmayı bir türlü başaramayan yöneticilerle dolu etraf. Devrik cümlelerime zamanla alışacağınızı umarak, başlayayım anlatmaya o halde…

Ne zaman, nerede marka olmuşlardır tam bilinmez ancak marka oluşları birlikte çalıştıkları kişilerin onlardan bahsederken ağız birliği etmişçesine “bambaşka”, “süper”, “iyi ki” ve “o olmasa”larla dolu duygu ve düşünce zemininden yükselir. Bu kişilerin her biri, yaşam hikayesinin bir gün, bir yerde, ama uzun ama kısa süre, o marka yönetici ile kesişmiş olmasından mutludur. Bu anlamda liderlik ettikleri başarılar kadar kişilik ve duruşları ile de gıpta edilirler.

Onları ayırt etmek için en doğal gösterge “enerjileri”dir.

Ofisin kapısından girerler, hava değişir; toplantıya katılırlar, konu çabucak toparlanır, karara bağlanır; bilirsiniz ki aranızda olmalarının ardında “birlikte, çalışan herkes ve şirket için en iyisine ulaşmak” isteği ve enerjisi vardır.

Gülümserler doğalca, yeri ve zamanı geldiğinde… Bunu bir kitapta okuduklarından değil, duydukları ya da gördükleri onlara heyecan verdiği için gülümser, güler, gülümsetirler.

Bir “günaydın”a da, bir “iyi akşamlar”a da hakkını verirler; samimidirler.

Kutlamaktan da, başarısızlığı ifade etmekten de eş derecede çekinmezler. Durum ne olursa olsun enerjilerini “hep birlikte” mevcut noktadan daha iyi bir noktaya ulaşmak amacıyla yansıtır ve herkesle paylaşırlar. Böyle bir yöneticiniz varsa, onun yönettiği kişi değil, enerjisini ve ruhunu paylaşarak ilerlettiği kişi olduğunuzu hissedersiniz.

İletişimde açık ara fark yaratırlar…

En iyisini, en doğrusunu onlar bildikleri için değil. Türkçeyi ve yabancı dilleri en güzel onlar konuştukları için de değil. Marka yöneticiler dinlemeyi bilir, sessizliğin gücünü kullanmayı bilir, konu ne olursa olsun sonuna kadar ve daha çok anlamak için sorular sorarak dinlerler. Soruları yargılayıcı değil, keşfe dönük veya çözüm odaklı sorulardır.

Dinlerken “tam olarak orada”dırlar. Kendi ajandalarına değil, karşıdaki kişinin hangi koşullar içinde olduğuna ve hangi mesajı vermek istediğine odaklanırlar.

Söz sırası onlara geldiğinde yorumları da, ilettikleri gözlemler de, verdikleri mesajlar da nettir. Sözve mesajları negatif bir durumda ve yapılmış büyük bir hata karşısında dahi harekete geçme isteği uyandırır. Cümleleriyle,hatadan sorumlu kişileri değil, durumları hedef alır, kişisel hataları durumsal öğrenmelere dönüştürerek iletişim kurarlar.

Birlikte çalıştıkları kişilerle eş mesafede ilişki sürdürürler. Kişiliklerine ve yöneticiliklerine dönük, normalde kolayca göz boyayabilecek iltifatları tüm paydaşlar adına kabul eder; başarı sahiplerini överken abartmadan ancak samimiyetle ve diğer herkesin de bileceği şekilde övmeyi ve kutlamayı tercih ederler.

Bir topluluğa seslenirken objektif gerçekler ile duygu ve hayalleri harmanlama becerilerini ustalıkla kullanırlar. Hikayelerden yararlanır, zengin metaforlarla kendisini dinleyen herkesin benzer bir resim görmesini ve aynı harekete geçirici duyguyu hissetmesini sağlarlar. Böylece konuşmaları birkaç hafta sonra bile ağızdan ağıza anlatılmaya devam eder.

İntegral yani bütünsel düşünür, integral yaşarlar.

“Ben” cümleleri yerine “Biz” cümleleri kurar, lideri oldukları vizyonu ilgili “herkes” için gerçekleştirmeyi amaçlarlar. Stratejilerin ve hedeflerin dahil olan bütün paydaşları gözeterek kurgulanmalarına liderlik eder, davranışa dönüştürülmesi gerçekçi görünmeyen kararları kurumun kültürü, değerleri, var oluş nedeni ve insani / teknik kaynakları açısından sorgularlar.

Yön belirlerken, sürece etki etme olasılığı bulunan tüm faktörlerin ve geçmiş öğrenmelerin hesaba katılmasına destek, bir kez yola çıkıldıktan sonra oluşan yeni şartlara uymak için hızlı manevraların yapılmasına öncü olurlar.

Olayları, durumları, süreçleri bir mesafeden ve yukarıdan izler, işi iş sahiplerine bırakır, gerekmedikçe müdahale etmeyecekleri bir öğrenme ve gelişim alanı bırakırlar. Böylece onlarla birlikte çalışan herkes bir yandan sonuçlara ulaşırken diğer yandan da iş yaşamında sürekli gelişerek güçlenme şansı bulur.

İntegral bakış açısı özel yaşamlarına da yansımıştır. İşleri ile özellerini güzelce dengeler, enerjilerini onları mutlu eden seçimleri, hobileri ve ilgi alanlarını günlük yaşamlarına yansıtarak daima yüksek tutarlar. İş yerinde görmek istedikleri tablo fazla mesai yapan ve hatta eve de iş götüren “çalışanlar” değil, efektif çalışan, zamanı iyi kullanan, özellerine de vakit ayırarak kurum kültürüne enerji ve motivasyon yansıtan bilinçli “insanlar”dır. Bir yönetici olarak çevrelerinde görmek istedikleri ne ise, onu sözle, eleştirilerle, öğütlerle değil, bizzat öyle olarak, davranarak, yaşayarak yansıtırlar.

Marka yöneticilerin burada yazılanların her birine ve daha fazlasına sahip oluşlarının gerisinde “yaşamda kim olmak, o kişi olarak neye, kime ve nasıl katkı sağlamak istedikleri” sorusuna cevap vermiş ve bu yönde ilerlemiş kişiler olduklarını gözlemliyor, siz sevgili okuyucumu marka yönetici mertebesine köprü oluşturan bu sorularla baş başa bırakarak uğurluyorum:

“Yaşamda KİM olmak istiyorsunuz? Ve o kişi olduğunuzda nasıl katkı sağlayabilirsiniz?”

İşinize, çevrenize ve tüm dünyaya… “HEPİMİZ”e.

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir