Markaların Sosyal Medya Uzmanı Algısı

Bir zamanlar kısaca “internet” diye adlandırdığımız, özellikle gelişen teknolojilerle birlikte daha da bizi içine çeken bir dünya aslında sosyal medya

  • İş yoğunluğundan arkadaşlarıyla kahve içmeye fırsat bulamayan bir ablamızın arkadaşının Facebook duvarında kahve resmi paylaşması,
  • Okulunda yeterli popüleriteyi sağlayamadığını düşünen bir kardeşimizin sanal ortamda olmadığı biri gibi görünerek egolarını tatmin etmesi,
  • Çamaşırdı, bulaşıktı, yemekti derken kendine hiç vakit ayıramayan bir ev hanımının ev ahalisi uyuduktan sonra internette kendini mutlu edecek herhangi bir şey bulma isteği…

Ve bunlar gibi onlarca sebepten dolayı bizi cep telefonlarına ve bilgisayarlarımıza yönlendiren bir dünyada yaşıyoruz. Vakitsizlik, maddi yetersizlik, ‘aman kimse görmesin’ kaygısı bir yerde bizleri internetten sosyalleşmeye sevk ediyor. Hal böyle olunca bizim 40 yıllık internet oluyor sana sosyal medya… Kötü mü oluyor derseniz; amacı dışında kullanılmayan hiçbir şey kötü değildir.

Şahsi kullanımın dışında geçtiğimiz birkaç sene içerisinde şirketler, kurum ve kuruluşlar da artık sosyal medya mecralarında oldukça aktif hale geldi. Sanki işler yavaş yavaş “kim, kiminle, nerede”den çok, “kim, kime, ne satıyor”a dönüşüyor gibi…

Tabi bu olayı çok yanlış anlayarak; “Ooo herkes sosyal medyada, biz de açalım bir Facebook hesabı, başına da bilgisayardan anlayan ‘sosyal medyacı’ bir çocuk oturtalım, ajans da neymiş, uzman da neymiş canım onlara o kadar para mı verilir, her gün bir ileti yazarız bizi görürler zaten” mantığıyla yola çıkıp %100 geri dönüş bekleyen sevgili markalarımız da yok değil.

Bu iş hakikaten zor. Çünkü sosyal medya işi yapmak için birden fazla iş kolunda bilgi sahibi olmak gerekiyor; özellikle de çalıştığınız markalar hakkında… Bir de bu bilgi birikimi muhatap olduğunuz markaya anlatması var ki bu işin en zor kısmı.

Yeniliklere açık olmayıp sesini yeni mecralarda duyurmak isteyen markalarımızdan bahsediyorum. TV reklamları, billboardlar, etkinlikler, promosyonlar… Bunlara alışmış bir pazarlama müdürüne, gelin bir de sosyal medyada sesimizi duyuralım, daha çok kişiye ulaşalım dediğinizde size ilk sordukları soru; “kaç para?” oluyor. 10 saniyelik TV reklamına milyon liralar harcayan firma, daha geniş kitleye ulaşabilecek ve nereye ulaşacağını iyi bilen bir sektöre para harcamak istemiyor. İşin sonunda ucuz etin yahnisi tabi ki yavan oluyor. Hal böyle olunca birçok marka haftaya komik kedi videolarıyla başlayıp, hayırlı cumalar mesajlarıyla haftayı bitiriyor. Peki getirisi ne?

Demek istediğim; karşınızda ne kadar dış dünyaya kapalı, işin sonuçlarını göremeyen bir marka olursa olsun, siz iyi bir sosyal medya uzmanıysanız onu yaptığınız işe ikna edebilmeniz ve markayı heyecanlandırabilmeniz gerekir.

Evet, hepimiz biliyoruz ki son zamanlarda elimizi sallasak “sosyal medyacı”ya çarpıyor. Fakat keşke bu ünvanı üzerine alan her birey gerekli yetkinliğe ve bilgi birikime sahip olsa. Sosyal medya uzmanı olarak siz; her hafta 2-3 post atalım, RT kampanyaları yapalım, takipçi kasalım, yorumlara cevap verelim derseniz, marka da size “biz bunu sizsiz de yapabiliriz” der ve işin sonu yine “inhouse çözümler”e döner.

Kısacası markalar ve sosyal medya uzmanları arasındaki anlaşmazlıklar hiçbir zaman tek taraflı değildir. Önemli olan işinizi iyi yapmanız ve karşı tarafa bunu yansıtabilmeniz.

Eğer işinizi hakkıyla yapıyorsanız, çalıştığınız markaya şirinleri bile gösterebilirsiniz. 🙂

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir