Kurumsal İletişim Nerede Biter, Pazarlama Nerede Başlar? Peki, Ya Satış Nerededir?

Kurumsal iletişim ve pazarlama… Aslında birinin bittiği yerde diğeri başlar demek ne kadar doğrudur? Bunlar öylesine iç içe geçmiş kavramlardır ki temelinde markanın temel stratejileri, marka özü dediğimiz değerler vardır. Bir de satış vardır ki her firmanın günün sonunda hayatına devam etmesini sağlayan faktördür.

İş ilanlarında bile bu kavramlar karışıyor ve çoğu zaman iç içe geçmiş halde karşımıza çıkıyor. Adayların da bazen kafası karışıyor. Burası Türkiye… Bir büyük FMCG markasında ya da uluslararası bir şirkette değilseniz aslında kavramların birbirine geçtiği iş tanımlarına hazırlıklı olmalısınız.

Geçen bir iş görüşmesinde başıma gelen bir olaydan yola çıkarak konuyu açıklamak istiyorum. Şirketin sahibi pazarlamanın tek elden yapılmasını istediğini belirtti. Kısaca markanın stratejik iletişim yönetimini, beraberinde iletişim ve pazarlama planını, bütçesini ve takibini ilgili pozisyona gelecek kişiden beklediğini ifade ediyordu. Buraya kadar zaten bir sorun yok. Fakat pozisyona gelen kişinin aylık (çok ciddi bir rakam telaffuz edildi) belli bir milyon TL net satıştan sorumlu olmasını, aksi takdirde operasyonun başarılı olmayacağını belirtti.

Bugüne kadar b2b ve b2c farklı sektör ve yapılarda görev yapmış bir pazarlama – iletişim profesyoneli olarak yapılan her çalışmanın günün sonunda karlılık ve verimliliğe odaklı olduğunu kabul ediyorum. Fakat sıfırdan oluşan bir markada ya da marka algısı düşük ama mali yapısı güçlü bir şirkette adım adım giderek, satış ile pazarlamanın ayrıştığı, kurumsal iletişim, marka yönetimi ve pazarlamanın ise kol kola çalıştığı bir yapının daha faydalı olduğunu düşünmüşümdür hep… İşte tam burada satış nerede sorusunun cevabını vermek gerekiyor.

Demek istediğim Anadolu’da hala birçok firmada pazarlama denilince akla ilk satış geliyor. Hâlbuki ikisinin matematiği, hedefleri, işleyişi çok farklıdır ve bu iki kavram üzerinde çalışacak profesyonellerin de aslında günün sonunda odaklandıkları konu aynı gibi görünse de çalışma şekilleri çok farklı olacaktır.

Amerika’da çalıştığım firmada satışçıların inisiyatifine terk edilmiş pazarlama stratejilerinin nasıl gümlediğini yakından görmüştüm. Satış personelleri satış kotalarına odaklı müşteri portföylerine maksimum satışa odaklanmışken, 3 yıl önce satış kadrosu tarafından açılan Facebook, Twitter, Instagram gibi şirketin sosyal medya hesapları kaderine tek edilmiş, potansiyel müşterileri yakalamaktan çok uzaktı. Dolayısıyla benim bol sıfırlı kar hedeflerinin dile getirildiği iş görüşmeme tekrar gelirsem, bu kadar yeni bir yapılanmada,  ilgili sektör deneyimi olan satış profesyonelinin bile muhtemelen görüşmedeki yaklaşımdan gözü korkar diye düşünüyorum. Ha bir de, patron tarafından beklentilerin belli bir sistematikten bağımsız talep edilmesi, aslında firmaların kurumsal işleyişe ne kadar ihtiyacı olduğu gerçeğini su yüzüne çıkarıyor.

İşte tam bu noktada söylemem gerekir ki, kariyer hayatım büyük yapılarda, Türkiye’nin holding şirketlerinde yeni lanse edilen şirket ve ürünler ile ilgili pazarlama ve iletişim faaliyetlerini sistematiğe oturtmak ve dahası üst yönetimleri bu işlerin nasıl yapılması gerektiğine ikna etmekle geçti diyebilirim.

Stratejiyi tutunduran, patronlarla, üst düzey yöneticilerle ortak akıl oluşturmaya gayret eden bol enerjili pozisyonlarda görev yaptım. Dolayısıyla hep daha çok koşturan bir iş hayatım oldu. Bu yapılarda olmaktan hep mutluluk duydum. Çünkü çoklu görev tanımları beni daha zenginleştirdi ve alanımda yetkinleşmemi sağladı. Sadece belli şeylerden sorumlu olunan, iş tanımının dışında bir konuyla karşılaşıldığında o konunun elimine edildiği dev pazarlama kadrolarının çalıştığı 15-20 kişilik pazarlama ekiplerinde hiç yer almadım. Bu mesleğe yeni başlayacak olan genç profesyonellerin de iş başvurularını yaparken ilgili markanın sistematik çalışma yapısını değerlendirmesi ve seçildiği kadar, seçen de olması mutlulukları açısından çok önemli…

Peki, satış -pazarlama ile ilgili nüansı belirttikten sonra, kurumsal iletişim ve pazarlama arasındaki ilişkiye değinelim. Bir markanın olmazsa olmazı marka özü, kurumsal kimliği ve marka omurgasının belirginleştiği iletişim değerleridir. Markaların amaçlarına göre ki bu zaman zaman marka algısını yükseltmeye yönelik bir çalışma da olabilir, ürün gamına eklenen yeni bir ürünün satışını arttırmaya çalışma da olabilir, reklam modeline, içeriğine, en temel özelliklerine karar veren kurumsal iletişim departmanlarıdır. Kurumsal kimlik ögelerini göz önüne alarak uygun bir tasarımın hazırlanmasından sorumludurlar.

Pazarlamacılar da daha teknik bir modelleme yaparlar. Ürün fiyatlandırması, hedef kitlesi, hangi mecralarda ve frekanslarda reklam modelinin devreye alınacağını, dijital ya da konvansiyonel mecra olarak ayırt edilmesi gereken özelliklerini çalışırlar. Bu departmanlar bu kadar yakın ve iç içe geçmiş takım oyuncuları gibi çalışırlar. Hatta çoğu firmada departmanlar birleştirilerek tüm süreçleri tek elden yöneten profesyoneller istihdam edilmektedir.

Gördüğünüz gibi çok keskin onun bittiği yerde diğeri başlar demek zordur. Bu bir takım oyunudur ve gerek markanın itibarını yükseltmek için olsun, gerek herhangi bir ürün, hizmet pazarlamasını öne çıkarmak için olsun, aslında temelinde güçlü iletişim özelliklerine dayalı bir sistematik vardır. Benim tavsiyem her ikisinden de anlayan olmak kıymetlidir. Günümüzde büyük firmaların bile inhouse operasyonlara yöneldiği bir ortamda; içerik yönetimini iyi yapan, tasarım algısı gelişmiş, pazar ihtiyaçlarını iyi analiz edip, aynı zamanda rekabeti yorumlayabilen, dijital dünyanın gerektirdiği dile hâkim ve süreç takibi konusunda üçüncü partileri nasıl çalıştırması gerektiğini bilen profesyoneller daha tercih edilir olacaktır.

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend