Her Şey Tutunmak İçin

Etki-tepki mekanizmasının baş döndürücü bir hızla çalıştığı bir çağdayız. Dünya avucumuzun içinde bir top; eskiden atlas küresini hızla çevirdikçe gözümüzün önünden geçen kıtalardan, ülkelerden büyülenen biz X kuşağı temsilcileri, şimdilerde işaret ve başparmaklarımızın altında kayan dünyanın etkisi altındayız. Günlük yaşamımıza girdiği anda alıştığımız teknoloji, kana böyle çabuk karışan bir şey işte.

Etkilemek, algıyı birkaç saniyeden fazla kendi üstünde toplamak, olumlu tepki almak ve bunu her koşulda sürdürmek olarak özetleyebiliriz olan bitenin ardındaki çabayı. Gerçekte her şey bu kadar basit değil elbette.

“Etki yaratmak ve yaratılan etkiyi sürdürmek” deyince hemen aklıma gelen MadeToStick kitabının yazarları Chip ve Dan Heath, öne sürdükleri etkileme modeliyle bu alanda fark yaratmayı ve dünya markalarına, markalaşmak isteyen bireylere ve kurumlara ilham olmayı başarıyorlar. Kitabın ismi Türkçeye bire bir çevrilince –“Tutunmak İçin Yapılmış”-insanın aklına en sevdiği ve üzerinden hiç çıkarmadığı kazağı ya da kimselere vermeye kıyamadığı kendince değerli eşyaları geliyor. Öte yandan kitap ülkemizde İşte Bu Fikir Tutar! ismiyle basılmış. Çünkü yazarların kullandığı alt başlık, “Neden Bazı Fikirler Tutuyor Da, Bazıları Ölüp Gidiyor?” Gerçekten klasik ancak hala can alıcı bir soru.

Görünürde gayet sade bir modelden bahsediyoruz ve “Sadelik” çok tutan fikir ve mesajlar için ilk başarı kriteri olarak vurgulanıyor. Ardında, insanlara öncelikle hangi mesajı vermek istediğinizi seçin ve onu en sade şekliyle verin önerisi var. Yani hem ucuzuz, hem kaliteliyiz, hem sizi çok iyi anlarız, hem de yeni ürünümüz çıktı diye düşünen bir marka sahibi için durup seçim yapma zamanı.

Kişisel ilişkilerimiz için de geçerli değil mi? Yeni tanıştığınız birinin sizi öncelikle hangi yönden tanıyacağına karar vermediğinizde diyalog sonunda onun için “herkes gibi biri” olmaktan öteye gitmiyorsunuz.

Beklenmedik… İşte diğer kriter. Merak uyandıran, bu deneyim gerçekten neye benzer sorusunu sorduran, mesajıyla da içeriğiyle de her şeyi tamamen ortaya sermeyen ve kullanıcıda bir keşif alanı bırakan her etkileşim taktiği girebilir bu maddenin içine. Mesela ilk hareketli dijital pop-up’lar çıktığında, laptop ekranında zıp zıp zıplayan pop-up’a “bu hangi marka acaba” sorusuyla tıkladığım günü hiç unutmuyorum. Çok ilginç ve eğlenceli gelmişti. Hangi markaydı diye soracaksınız, hatırlamıyorum 🙂 Demek ki tıklatmayı başarmışlar, ancak etkileşime girememişler benimle!

Fikirleri ve mesajları insanların zihninde tutunur kılmanın üçüncü kriteri Somutluk… Bu kelimeyi oldum olası sevimsiz bulmakla beraber neyse ki kriterin açılımı hep hatırlanacak kadar güzel. İnsanların zihninde bir resim oluşturun diyorlar. Onlara sunduğunuz her bilgiyi zihinlerinde ne kadar hızlı işlediklerini düşünürseniz, her birinin oluşmasını istediğiniz resme varabilmesi için etkili vurgulara ihtiyaç var. Bu deneyimin resmi olabilir, sizinle etkileşime geçtiklerinde hissedecekleri duyguyu temsil eden bir resim olabilir, onlarda güçlendireceğiniz bir inancın resmi bile olabilir.

Burada amaç, “bu adamlar (kadın olsalar bile böyle deriz) işi biliyor, bir konuşalım” cümlesinin hemen öncesinde zihinlerinde gördükleri “uyuma, elde edilecek hizmete ya da belki güvene dair bir resim” oluşturmak ve verilen hizmeti doğru resmedebilmeleri için net bilgiler vermek.

Somutluk kriterini bir o kadar önemli İnandırıcılık takip ediyor. ,

İnsanlar sizi nasıl görüyor?

Kullanıcılar/tüketiciler neler söylemiş?

O güne dek kaç kişiye, hangi anlayışla ve hizmetlerle ulaşmışsınız?

Referanslarınız kimler?

Elinizde olan tüm gerçek dataları paylaşmak, inandırıcılığınızı dolayısı ile size, markanıza, yaptığınız işe duyulan dış güveni artırıyor. Müşterilerinizin markanıza ve işinize dair kişisel düşünceleri, memnuniyet oranlarınız, kendinizi bu sene hangi alanda geliştirmeye yatırım yaptığınız gibi normalde açıkça paylaşırken iki kere düşüneceğiniz bilgiler sizi gerçek, doğal ve güvenilir bulmalarını sağlıyor. Sosyal medyada yüz yüze tanımadığı birini eklemeden önce profilini dikkatle inceleyenler bu maddeyi derhal kavrayacaktır. Birkaç bilgiye bakar, bilgiler ve fotoğraflar arasındaki tutarlılığı ölçer, iletişim tarzından kültür analizini yapar, kişi hakkında başkalarının yorumlarına şöyle bir göz atar, tüm bunların kendinizle uyumunu tartar sonra da “Ekle” ya da “Sil” kararı verirsiniz. Markalar tarafında da müşterinin zihni neredeyse böyle işliyor işte.

“Duygular bu işin neresinde?” diye sormuş olabilirsiniz. İşte geliyorlar; yaşayan fikirler ve mesajlar için beşinci kriterimiz, Duygusallık… Evet, dijital ortamı kullanıyorsunuz, çabucak etkileşime geçmek ve hizmet vermek istiyorsunuz ancak bu sırada verdiğiniz çok sade, ilk anda farklı gelen, keşif isteği uyandıran, zihinde bir resme dönüşen, gayet de inandırıcı mesajın sadece zihne değil kalbe de tutunması gerekiyor.

Ortam dijital de olsa karşınızda en temelde duyguları ile güdülenen, bir duygu bağı kurduğunda daha kolay karar veren insanlar var. Birçok kere olmuştur, yeni, farklı, kaliteli, gözümde neye benzediğini canlandırdığım bir hizmetle karşılaşıp “bana göre değil” cümlesiyle köprüden önceki son çıkışa yöneldiğim!

Öyleyse bir fikrin, markanın, ürünün, hizmetin ulaşmak istediği kişinin duygularına hitap ettiği durumda gönüllerde taht kurup orada kalmaya aday olduğunu bildiğimiz halde bir kez daha hatırlama zamanı. Tabi ki biliyoruz bunu, her yerde okuyoruz, “duygulara hitap etmek şart diyoruz” ancak iş yapmaya geldiğinde kaçımız müşterilerine ilettiği etkileme arzusu ile yola çıkmış mesajların doğru duygulara dönüşüp dönüşmediğini araştırıyor? Elbette burada ilk cevaplanacak soru, yola çıkarken hangi duyguyu tetiklemek istediğiniz… En klişe bilgiler, hakkını en az verdiklerimiz sanki ne dersiniz?

Chip ve Dan Heath, duyguları hikayelere bağlayarak bitiriyor başarı kritlerlerini. Altıncı ve son kriter, Hikayeler. Baştan sona hizmetin hikayesi, yola çıkış hikayeniz, müşterilerin hikayeleri, başarı hikayeleri.. Aslında mesaj şu: Hikayeler akılda kalır, ağızdan ağıza aktarılma özelliği taşırlar, insanların duygularına hitap ederler ve zihinde resimler, filmler oluşturarak kısa sürede hafızaya tutunuverirler. Kurucusunun yaşam hikayesini ve içinden geçtiği süreçleri bildiğiniz bir marka ile sadece ürün ve hizmetlerini bildiğiniz bir markanın zihninizin hafıza sarayındaki köşeleri apayrıdır. Kral dairesi ve standart oda karşılaştırmasına benzetebiliriz bunu. Öyleyse kral dairesine yerleşmek ve orada uzun zaman kalmak için kalbe dokunan, ağızdan ağıza aktarılma şansı yüksek olan hikayeleri gözden geçirmekte ve dijital kimliğinize yedirmekte yarar var.

MadeToStick’ten yola çıkarak size çok da bilindik geldiğine emin olduğum bu altı kriteri hatırlatmak istememdeki en büyük neden şu son cümleler aslında:

Bildiğimiz ama hayata geçirmediğimiz, nasıl geçireceğimiz üzerine kafa yormadığımız, yoramıyorsak destek almadığımız o kadar çok şey var ki… Etki yaratmak için harcanan onca para, zaman ve enerjiye rağmen bazı uygulamalar işte bu yüzden bir türlü tutunamıyor ve zihnin standart odalarında tek gecelik konaklamaya mahkum oluyorlar.

Bülten Aboneliğinizi Aktifleştirin

Güncel makaleler, sektörel haberler ve ücretsiz etkinlikler için mail listemize abone olun.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend